Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Riyânın, ibâdet ile bağlantısı
üç yönden olur:
Birincisi:
İnsanı ibâdet etmeye sevkeden şeyin
temelinde, insanlar görsünler diye (riyâ için)
yapmaktır.Tıpkı bir kimsenin; insanlar görsünler, namazından
dolayı kendisini övsünler diye namaz kılması gibi. Bu
davranış, o ibâdeti boşa götürür.
İkincisi:
Bir ibâdeti edâ ederken
(ibâdet sırasında) riyânın o ibâdete
girmesidir. Başka bir ifâdeyle ibâdeti edâ ederken, kendisini bu ibâdete
sevkeden ilk şey, bu ibâdeti Allah Teâlâ'ya hâlis kılması, daha sonra ibâdet
sırasında ibâdete riyânın karışmasıdır.Bu
takdirde bu ibâdette şu iki durumdan birinin olması gerekir:
Birinci durum:
İbâdetin başı ile sonu, birbiriyle
bağlantılı olmamasıdır.Buna göre ibâdetin
başı, her durumda sahihtir, geçerlidir. Ancak sonu
bâtıldır, geçersizdir.
Örneğin bir kimsenin sadaka olarak vermek
istediği yüz riyali varsa ve bu yüz riyalden elli riyalini
Allah Teâlâ için sadaka olarak verdikten sonra geri kalan ikinci
elli riyali de sadaka olarak verirken nefsine riyâ girerse, ilk verdiği
elli lirası sahihtir, makbuldür.Fakat ikinci verdiği geri kalan elli
riyali ise, ihlasın içerisine riyânın karışması
sebebiyle geçersiz (bâtıl)
bir sadakadır.
İkinci durum:
İbâdetin başı ile sonunun birbiriyle
bağlantılı olmasıdır.
Bu takdirde insanda şu iki durumdan birinin
olması gerekir:
a). İnsanın nefsine gelen riyâyı
savması ve onu içinde barındırmaması, aksine ondan yüz
çevirmesi ve onu çirkin görmesidir.Bu takdirde bu durum, onun ibâdetine hiçbir
zarar vermez.
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
bu konuda şöyle buyurmuştur
(( إِنَّ اللهَ تَجاَوَزَ عَنْ أُمَّتيِ ماَ حَدَّثَتْ بِهِ
أَنْفُسُهاَ ماَ لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَتَكَلَّمْ.))
[ رواه البخاري ومسلم ]
"Hiç
şüphe yok ki Allah, içlerinden geçirdikleri kötülükleri
yapmadıkça veya söylemedikçe ümmetimi sorumlu tutmaz."(Buhârî ve Müslim).
2. Riyânın, insanın nefsine yerleşmesi ve onu nefsinden
savmamasıdır. Bu takdirde ibâdetinin hepsi boşa gider.
Çünkü ibâdetin, başı ile sonu, birbiriyle
bağlantılıdır.
Örneğin bir kimsenin,
Allah Teâlâ için ihlaslı olarak namaza
başlar da sonra namaz sırasında ikinci rekatta nefsine riyâ
girerse, namazının hepsi boşa gider. Çünkü namazın,
başı ile sonu, birbiriyle bağlantılıdır.
Üçüncü durum:
İnsanın, ibâdeti bitirdikten sonra nefsine riyâ girmesidir.Bu
takdirde riyânın ibâdete hiçbir zararı olmaz ve ibâdeti boşa
götürmez. Çünkü ibâdet, sahih olarak sona ermiştir.
Riyânın, ibâdet bittikten sonra vuku bulması, o ibâdeti bozmaz.
Bir insanın, insanların kendisinin ibâdetini bilmesinden
dolayı sevinmesi ve bundan hoşnut olması, riyâ değildir. Çünkü
bu durum, o insanda, ibâdeti bitirdikten sonra vuku bulmuştur.Yine,
insanın Allah Teâlâ için bir taati yerine
getirmesine sevinmesi, riyâ değildir. Çünkü bu, onun îmânının
kâmil olduğuna delâlet eder.
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
bu konuda şöyle buyurmuştur
(( مَنْ
سَرَّتْهُ حَسَنَتُهُ وَسَاءَتْهُ سَيِّئَتُهُ فَذَلِكُمْ الْمُؤْمِنُ.))
[ رواه الترمذي ]
"Kendisinden
bir iyilik vuku bulduğu zaman ona sevinen, bir kötülük (günah) sâdır olduğu
zaman ise, ona üzülen kimse, kâmil mü'mindir." (Tirmizî).
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bu durum sorulduğunda o
şöyle buyurmuştur:
((
أَرَأَيْتَ الرَّجُلَ يَعْمَلُ الْعَمَلَ مِنَ الْخَيْرِ وَيَحْمَدُهُ النَّاسُ
عَلَيْهِ، قَالَ: تِلْكَ عَاجِلُ بُشْرَى الْمُؤْمِنِ.)) [ رواه مسلم ]
"Bir
kimse, iyilik yapar da bu amelinden dolayı insanlar kendisine
teşekkür eder ya! İşte bu, mü'mine önceden verilen bir
müjdedir (ölüm anında Allah Teâlâ tarafından gönderilen meleklerin getirdiği,
Allah
Teâlâ'nın
kendisinden râzı olduğuna, onu sevdiğine ve onu insanlara
sevdirdiğine delâlet eden bir müjdedir.)" (Müslim).