

|
|
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Mestin üzerini meshetmenin altı şartı vardır. Bunlar:
Birinci şart:
Mesti, abdestli olarak giymek gerekir.
Bunun delili; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, Muğîre b. Şu'be'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadistir.
Muğîre b. Şu'be -Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:
(( كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرٍ، فَأَهْوَيْتُ لِأَنْزِعَ خُفَّيْهِ، فَقَالَ: دَعْهُمَا فَإِنِّي أَدْخَلْتُهُمَا طَاهِرَتَيْنِ، فَمَسَحَ عَلَيْهِمَا.)) [ متفق عليه ]
"Ben, bir yolculuk sırasında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte idim. (Abdest için) ayakkabısını çıkarmak üzere ellerimi uzattığımda bana:
- Onları bırak! Çünkü ben, ayaklarımı, çarığımın içine abdestli olarak koydum, buyurdu ve ayaklarının üzerini meshetti." (Buhârî ve Müslim).
İkinci şart:
Mest veya çorapların temiz olması gerekir.
Eğer mest veya çoraplar necis (pis) ise, üzerlerini meshetmek câiz değildir.
Bunun delili; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, birgün ayakkabısıyla ashâbına namaz kıldırırken namaz sırasında ayakkabısını çıkarmış ve bunun sebebinin de, Cebrail -aleyhisselâm-'ın gelip ayakkabısına bir necâset veya pislik bulaştığını kendisine haber verdiğini ashâbına bildirmişti. (Hadisi, İmam Ahmed, Müsned'inde, Ebu Saîd el-Hudrî'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet etmiştir.)
Bu hadis, necâset bulaşan mest veya çoraplarla namaz kılmanın câiz olmadığına delâlet etmektedir. Çünkü necâsetin bulunduğu yerin üzeri meshedildiği zaman, mesheden kimsenin eline necâset bulaşır ve eli pislenir. Dolayısıyla necâsetin bulunduğu yer temizlenmiş olmaz.
Üçüncü şart:
Mest veya çorapların üzerini meshetme işi, abdestsizlik durumunda olmalı, cünüplük veya boy abdesti gerektiren bir durumda olmamalıdır.
Bunun delili; Safvân b. Assâl'ın -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadiste o şöyle demiştir:
(( كَانَ يَأْمُرُنَا إِذَا كُنَّا سَفَرًا أَوْ مُسَافِرِينَ أَنْ لا نَنْزِعَ خِفَافَنَا ثَلاثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيهِنَّ إِلا مِنْ جَنَابَةٍ وَلَكِنْ مِنْ غَائِطٍ وَبَوْلٍ وَنَوْمٍ.)) [ رواه الترمذي ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, yolculukta veya yolcu olduğumuz zaman -cünüplük hâli bunun dışındadır-, (abdestli olarak giydiğimiz takdirde), büyük ve küçük abdest bozmak ile uyku uyumak gibi hallerde üç gün ve üç gece (yetmiş iki saat) çarıklarımızı çıkarmamamızı bize emrederdi." (Tirmizî; hadis no: 96).
Bu zikrettiğimiz hadis gereği, mest veya çorapların üzerini meshetme işi, abdestin bozulması durumunda olmalıdır, cünüplük durumunda olmamalıdır.
Dördüncü şart:
Mest veya çorapların üzerini meshetme işi, dînen tayin edilen zaman dilimi içerisinde olmalıdır.
Bu süre; mukim için, bir gün ve bir gece (yani yirmi dört saat), yolcu için ise; üç gün ve üç gecedir (yani yetmiş iki saattir).
Nitekim Ali b. Ebî Tâlib'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste o şöyle demiştir:
((قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لِلْمُقِيمِ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَلِلْمُسَافِرِ ثَلاثَةُ أَيَّامٍ وَلَيَالِيهِنَّ.)) [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- (Mestin üzerini meshetmenin süresi) mukim için bir gün ve bir gece, yolcu için ise, üç gün ve üç gecedir." (Müslim).
Bu süre, abdesti bozulduktan sonra yeniden abdest aldığı zaman mestin üzerini meshettiği andan itibaren başlar, mukim için yirmi dört saat, yolcu için ise, yetmiş iki saate kadar devam eder.
Örneğin bir kimsenin Salı günü sabah namazı için abdest aldığını ve bu abdest ile o günün yatsı namazını bu abdestle kıldıktan sonra uyuduğunu, Çarşamba günü sabah namazı için uyandığını ve saat beşte abdest alırken mestinin üzerini meshettiğini kabul edelim. Buna göre meshin süresi, Çarşamba günü sabah saat beşten itibaren başlar, Perşembe günü sabah saat beşe kadar devam eder.
Yine, bu kimse Perşembe günü sabah saat beşten önce abdest alır ve mestinin üzerini meshederse, bu mesh ile -abdesti bozulmadığı sürece- hem sabah namazını, hem de dilediği kadar vakit namazını kılabilir. Çünkü ilim ehlinin görüşlerinden tercihli görüşüne göre, mestin süresi tamamlandığı zaman abdest bozulmaz. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- abdest için belirli bir süre tayin etmemiş, sadece mesh için belirli bir süre tayin etmiştir.Dolayısıyla süre tamamlandığı zaman mesh olmaz, ancak abdesti bozulmamış ise, abdestli sayılır. Çünkü bu abdestlilik hâli, şer'î bir delille sâbit olmuştur. Bu hâl ise, ancak şer'î bir delille ortadan kalkabilir. Mesh süresinin sona ermesiyle abdestin bozulacağına dâir herhangi bir şer'î delil ise yoktur. Çünkü aslolan, abdestin, ortadan kalktığı belli oluncaya kadar abdestlilik hâlinin devam etmesidir.
Bu sayılan şartlar, mestin üzerini meshetmek için olması gereken şartlardır. İlim ehli, bu şartların dışında birtakım şartları daha zikretmişlerdir fakat bu şartların düşünülmesi ve gözden geçirilmesi gerekir."
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Muğîre b. Şu'be'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
(( تَوَضَّأَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ.)) [ رواه الترمذي وصححه الألباني في صحيح سنن الترمذي ]
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- abdest alırken çoraplarının ve çarıklarının üzerini meshetti." (Tirmizî; hadis no: 92. Elbânî; "Sahîhu Süneni't-Tirmizî"; hadis no: 86'da 'hadis sahihtir' demiştir.)
Yahyâ el-Bekkâ'dan rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
(( سَمِعْتُ ابْنَ عَمَرَ يَقُولُ : اَلْمَسْحُ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ كَالْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ.)) [ أخرجه عبد الرزاق في المصنف وابن أبي شيبة والبيهقي]
"İbn-i Ömer'i şöyle derken işittim:
- (Abdest alırken) çorapların üzerini meshetmek, mestin (çarığın) üzerini meshetmek gibidir." (Abdurrezzak; el-Musannef; hadis no:745,773,779,781 ve 782. İbn-i Ebî Şeybe; el-Musannef; c: 1, s: 188. Beyhakî; c: 1, s: 285.)
İbn-i Hazm -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Giyilmesi helâl olan, aşık kemiklerine ulaşan ve ayaklara giyilen her şeyin üzerini meshetmek, sünnettir. Ayaklara giyilen şey, ister deriden, ister yünden, ister ağaçtan, isterse halfa
Halfa: Buğdaygillerden, lifleri ip, çuval ve kâğıt yapımında kullanılan bir bitkidir.Botanik bilimindeki adı: Stipa Tenacissima'dır.
otundan yapılan mest (çarık) olsun veyahut da ister ketenden, ister yünden, ister pamuktan, ister deve yününden, isterse kıldan yapılan çorap olsun, -üzerinde deri olsun veya olmasın- ya da ister galoş
Galoş: Ayakkabının üzerine giyilen lastik.
olsun, ister ayakkabının üzerine başka bir ayakkabı giyilmiş olsun veyahut da çorabın üzerine başka bir çorap giyilmiş olsun farketmez..." (el-Muhallâ; c: 1, s: 321).
Bazı ilim ehli, mestin (çarığın) üzerini meshetme konusunda ihtilaf etmişler, fakat delillerin gösterdiği doğru olan görüşe göre- yukarıda da zikredildiği gibi- câiz oluşudur.
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
Bu konuda (8186) ve (9640) nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.
Hamd, yalnızca Allah'adır. Salât ve selâm, Allah'ın elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in üzerine olsun.
Bir kimse, abdest aldıktan ve mest veya çoraplarının üzerini meshettikten sonra bunları çıkarırsa, ilim ehlinin görüşlerinden doğru olanına göre, abdesti bozulmaz.Çünkü bir kimse, mestinin üzerine meshederse, şer'î delil gereği o abdesti tamam olur. Eğer mestini çıkarırsa, şer'î delil gereği abdest hala sâbit demektir. Abdest, şer'î bir delil olmadan bozulmaz. Mesti veya çorapları çıkarmakla abdestin bozulduğuna dâir herhangi bir şer'î delil de yoktur.Buna göre,bu kimsenin abdesti hâlâ geçerlidir. Bu görüş, Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye ve bir grup ilim ehlinin tercihidir.
Fakat bu kimse mestini çıkardıktan sonra tekrar giyer, giydikten sonra da abdesti bozulur ve ileride abdest alırken mestinin üzerini meshetmek isterse, bunu yapamaz. Çünkü -ilim ehlinin görüşlerinden bildiğim kadarıyla-, ayaklarını yıkamış olarak mestini giymesi gerekir.
Yine de en iyisini Allah Teâlâ bilir.
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Abdestte farz olan, ayakları yıkamaktır. Ayakları sadece meshetmek yeterli değildir. Kız arkadaşınızın, âyet (abdest alırken) ayakların meshedilmesi gerektiğine delâlet etmiştir, şeklinde anlaması doğru değildir.
Abdest alırken, ayakların yıkanmasının farz olduğuna şu hadis delildir:
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو رضي الله عنهما قَالَ: تَخَلَّفَ عَنَّا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفْرَةٍ سَافَرْنَاهَا فَأَدْرَكَنَا وَقَدْ أَرْهَقَتْنَا الصَّلاَةُ ( أي العصر) وَنَحْنُ نَتَوَضَّأُ، فَجَعَلْنَا نَمْسَحُ عَلَى أَرْجُلِنَا، فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ: (( وَيْلٌ لِلْأَعْقَابِ مِنْ النَّارِ - مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا- )) [ رواه البخاري ومسلم ]
Abdullah b. Amr'dan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte çıktığımız bir yolculuk sırasında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bizden geri kalmıştı.İkindi namazı vakti geldiği için abdest alırken bize yetişti. Biz, abdest alırken ayaklarımızın üzerini meshediyorduk. Bunun üzerine en yüksek sesiyle iki veya üç defa şöyle seslendi:
- Cehennemdeki veyl vâdisi, (abdest alırken ayak topuklarını yıkamayı ihmal eden veya ayak topuklarına su ulaşmayan) topuk sahiplerinin yeri olsun!" (Buhârî; hadis no: 163. Müslim; hadis no: 241).
Yine şu hadis de ayakların yıkanmasının farz olduğuna delildir:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً لَمْ يَغْسِلْ عَقِبَيْهِ، فَقَالَ: ((وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنْ النَّارِ.)) [ رواه مسلم ]
Ebu Hureyre'den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , abdest alırken topuklarını yıkamayan birisini görünce şöyle buyurdu:
- Cehennemdeki veyl vâdisi, (abdest alırken ayak topuklarını yıkamayı ihmal eden veya ayak topuklarına su ulaşmayan) topuk sahiplerinin yeri olsun!" (Müslim; hadis no: 242).
İbn-i Huzeyme -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Abdest alırken ayaklarını mesheden kimse farzı yerine getirmiş olsaydı, cehennem azabıyla tehdit edilmezdi."
Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in abdest alırken ayaklarını yıkadığına dâir Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den tevâtür yoluyla pek çok hadis gelmiştir.Onun bu sünneti, Allah Teâlâ'nın emrini açıklamamtadır. Sahâbeden Ali, İbn-i Abbas ve Enes -Allah onlardan râzı olsun- dışında hiç kimseden bu konuda aykırı bir şey sâbit olmamıştır. Hatta Ali, İbn-i Abbas ve Enes'in -Allah onlardan râzı olsun- bu görüşlerinden döndükleri de sâbittir.
Nitekim Abdurrahman b. Ebî Leylâ şöyle demiştir:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbı, (abdest alırken) ayakların yıkanması gerektiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunu Saîd b. Mansur rivâyet etmiştir." (Fethu'l-Bârî; c: 1, s: 320).
Âyete gelince ki bu, Allah Teâlâ'nın şu sözüdür:
(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ...)) [ سورة المائدة من الآية: 6]
"Ey îmân edenler! Namaz kılmak istediğiniz zaman (abdestsiz iseniz), yüzlerinizi, dirseklerle beraber ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedip aşık kemikleriyle beraber ayaklarınızı yıkayın..." (Mâide Sûresi: 6).
Bu âyet, ayakların üzerini meshetmenin câiz olduğuna delâlet etmez. Bunun açıklaması ise şöyledir:
Bu âyetin iki okuyuş şekli (kıraatı) vardır:
Birinci kıraat:
(وَأَرْجُلَكُمْ) "Ve erculekum" lâm harfi mansubtur."Erculekum" (ayaklar) kelimesi, vech (yüz) kelimesine ma'tuftur/atfedilmiştir.Bunun için yüzün yıkanması gerektiği gibi, ayakların da yıkanması gerekir.
Âyetin lafzının aslı sanki şöyledir:
(( اغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ...))
"...yüzlerinizi, dirseklerle beraber ellerinizi, aşık kemikleriyle beraber ayaklarınızı yıkayın, başlarınızı da meshedin..."
Fakat (âyette) ayakların yıkanması, başın meshedilmesinden sonraya bırakılmıştır. Bu ise, abdest azalarını şu sıraya göre yıkanmasına delâlet ettiği içindir:
Önce yüz, sonra eller yıkanır, sonra baş meshedilir, sonra da ayaklar yıkanır." (el-Mecmû'; c: 1, s: 471).
İkinci kıraat:
(وَأَرْجُلِكُمْ) "Ve erculikum" lâm harfi meksurdur/kesrelidir."Erculikum" (ayaklar) kelimesi, ra's (baş) kelimesine ma'tuftur/atfedilmiştir.Ra's (baş) kelimesi meshedildiği için ayaklar da meshedilir.Fakat Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti, meshin, sünnette bilinen belirli şartlarla mestin (çarığın) veya çorabın üzerine olacağını açıklamıştır. (Bkz: "el-Mecmû'"; c: 1, s: 450. "el-İhtiyârât; s: 13).
Mestin (çarığın) üzerini meshin şartlarını bilmek için (9640) nolu sorunun cevabına bakabilirsiniz.
Böylelikle Mâide Sûresi'nin 6. âyetinin iki şekildeki okunuşu (kıraatı) ayakların meshedilmesi gerektiğine delâlet etmediği açıkça belli olmuştur.Bu âyet, ayakları yıkamak gerektiğine veya mest (çarık) giymiş olan kimsenin mestin üzerini meshetmesi gerektiğine delâlet etmektedir.
Bazı âlimler,ayakların yıkanmasına rağmen -(وَأَرْجُلِكُمْ) "Ve erculikum" kesreli kıraata göre- meshin zikredilmesinin hikmeti, ayakları yıkarken suyun iktisatlı kullanılması gerektiğine işâret etmesidir, demişlerdir. Çünkü ayakları yıkarken genel olarak çok su israf edilir.Bu sebeple âyet, meshi, yani ayakları yıkarken, su israf edilmemesini emretmiştir.
İbn-i Kudâme -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Meshetmekle, hafif yıkamayı istediği ihtimaldir.
Ebu Ali el-Fârisî şöyle demiştir: Araplar, hafif yıkama işine mesh adını vermekte ve şöyle demektedirler: Namaz için meshettim yani abdest aldım." (el-Muğnî; c: 1, s: 186).
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Ayakların üzerini meshin zikredilmesinde, ayakları yıkarken suyun az kullanılması gerektiğine dikkat çekilmektedir.Çünkü çoğu zaman ayakları yıkarken suyun israf edilmesi, alışkanlık hâline getirilmektedir." (Minhâcu's-Sunne; c: 4, s: 174).
Allah Teâlâ en iyi bilendir.

Hamd, yalnızca Allah'adır.
Birincisi:
Sahih sünnet (hadisler), mestin (çarığın) üzerini meshetme süresinin, mukim için bir gün ve bir gece (yani 24 saat), yolcu için ise, üç gün ve üç gece (yani 72 saat) olduğuna delâlet etmiştir. Çorapların üzerini meshetmek, mestin (çarığın) üzerini meshetmek gibidir.
Nitekim Şureyh b. Hânî'den -Allah ona rahmet etsin- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
أَتَيْتُ عَائِشَةَ أَسْأَلُهَا عَنِ الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَتْ: عَلَيْكَ بِابْنِ أَبِي طَالِبٍ، فَسَلْهُ؛ فَإِنَّهُ كَانَ يُسَافِرُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَسَأَلْنَاهُ فَقَالَ: ((جَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيَهُنَّ لِلْمُسَافِرِ، وَيَوْمًا وَلَيْلَةً لِلْمُقِيمِ.)) [رواه مسلم]
"Mestin (çarığın) üzerini meshetme konusunda Âişe'ye -Allah ondan râzı olsun- soru sormak için geldim.
Bana:
- Ebu Tâlib'in oğluna (Ali'ye) git. Çünkü o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
ile birlikte yolculuğa çıkardı, dedi.
Bunun üzerine ona (Ali'ye) gelip sorduk.
Ali -Allah ondan râzı olsun- bize şöyle dedi:
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (mestin üzerini meshin süresini) yolcu için üç gün ve üç gece, mukim için ise, bir gün ve bir gece olarak tayin etti." (Müslim; hadis no: 276).
عَنْ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ سُئِلَ عَنِ الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَ: لِلْمُسَافِرِ ثَلَاثَةٌ، وَلِلْمُقِيمِ يَوْمٌ.))
[رواه الترمذي وأبو داود وابن ماجه وصححه الألباني في صحيح الترمذي]
Huzeyme b. Sâbit'ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e mestin (çarığın) üzerini meshin süresi hakkında sorulduğunda o şöyle buyurmuştur:
"Yolcu için üç gün, mukim için bir gündür." (Tirmizî; hadi no: 95. Ebu Davud; hadis no: 157. İbn-i Mâce; hadis no: 553. Elbânî; "Sahihu't-Tirmizî"de 'hadis sahihtir', demiştir.
Safvân b. Assâl'ın -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
(( كَانَ يَأْمُرُنَا إِذَا كُنَّا سَفَرًا أَوْ مُسَافِرِينَ أَنْ لا نَنْزِعَ خِفَافَنَا ثَلاثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيهِنَّ إِلا مِنْ جَنَابَةٍ وَلَكِنْ مِنْ غَائِطٍ وَبَوْلٍ وَنَوْمٍ.)) [ رواه الترمذي والنسائي وابن ماجه وحسنه الألباني]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, yolculukta veya yolcu olduğumuz zaman -cünüplük hâli bunun dışındadır-, (abdestli olarak giydiğimiz takdirde), büyük ve küçük abdest bozmak ile uyku uyumak gibi hallerde üç gün ve üç gece (yetmiş iki saat) mestlerimizi (çarıklarımızı) çıkarmamamızı emrederdi." (Tirmizî; hadis no: 96. Nesâî; hadis no: 127. İbn-i Mâce; hadis no: 478. Elbânî de, 'hadis hasendir' demiştir.
İkincisi:
Âlimlerin görüşlerinden en tercihli olanına göre, meshin süresi, abdest bozulduktan sonra alınan ilk abdestte ayakların üzerini meshetmekle başlar. Mestin (çarığın) giyildiği andan itibaren meshin süresi başlamaz. Aynı şekilde mesti giydikten sonra abdestin bozulduğu andan itibaren de meshin süresi başlamaz. Örneğin bir kimse, sabah namazı için abdest aldıktan sonra mestini (çarığını) giyer, sabah saat dokuzda abdestini bozduktan sonra abdest almaz da saat onikide abdest alırsa, meshin süresi, saat onikiden itibaren başlar, bir sonraki güne kadar yani saat onikiye kadar devam eder.
İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Evzâî ve Ebu Sevr şöyle demişlerdir: Mestin üzerini meshin süresi, abdest bozulduktan sonra yeniden abdest aldığı andan itibaren başlar.
Bu, aynı zamanda İmam Ahmed ve Davud'dan rivâyet olunan görüştür. Bu, delil yönünden en tercihli görüştür. İbn-i Münzir de bu görüşü tecih etmiş ve buna yakın bir rivâyeti Ömer b. Hattab'tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet etmiştir." ("el-Mecmû'"; c: 1, s: 512).
İbn-i Useymîn de -Allah ona rahmet etsin- bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir:
"Çünkü hadisler: (Mukim mesheder), (yolcu mesheder). Bir kimsenin, meshetme fiili olmadan (mestinin/çarığının üzerini meshetmeden) meshettiğini söylemek, mümkün değildir. Doğru olan da bu görüştür." ("eş-Şerhu'l-Mumti'"; c: 1, s: 186).
Üçüncüsü:
Bir grup âlim, - İbn-i Hazm ve Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye de -Allah ikisine de rahmet etsin- bunlardandır-: "Bu konuda herhangi bir delil olmadığından dolayı, meshin süresinin bitmesi ile abdest bozulmaz. Abdest, -önden ve arkadan çıkan şeyler gibi- abdesti bozan şeylerle bozulur, görüşünü tercih etmişlerdir." ("el-Muhallâ; c: 2, s: 151. "el-İhtiyârâtu'l-Fıkhiyye"; s: 15."eş-Şerhu'l-Mumti'"; c: 1, s: 216).
Buna göre, bir kimse abdestli iken, öğle namazından önce mesh süresi biterse (dolarsa), bu abdestle -abdesti bozuluncaya kadar- öğle namazı ile diğer namazlarını, kılabilir.
Yukarida geçen bütün açıklamalara göre, eğer sen abdestli değilken meshin süresi bitmiş ise, meshin süresi bittikten sonra ayaklarını yıkamayıp üzerini meshederek aldığın abdestten sonra kıldığın bütün namazları tekrar kılman gerekir.
Eğer sen, abdestli iken meshin süresi bitmiş ise, meshin süresinin bitmesiyle abdestinin bozulduğu andan itibaren namazlarını tekrar kılman gerekir.
Allah Teâlâ en iyi bilendir.